Evliya Çelebi’nin Anlattığı Büyük Başlı Çocuk

Evliya Çelebi gezdiği, gördüğü ve ziyaret ettiği yerlerde karşılaştığı ilginç olayları yada kendisine ilgi çekici gelen hadiseleri gerek fantastik olarak gerek kendi şaka ve espiri yeteneğini içine katarak hepimize bir nevi zamanda yolculuk yaptırıyor. Seyahatname adlı eseri okuduğumuzda, insanların geçmişdeki yaşam biçimi, yüz şekillerini, bulunduğu şehir hakkında bilgiler ve daha bir çok şey hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Daha önce Evliya Çelebinin Cadı ve Vampirlerle yaşadığı olayları yazmıştım. Merak edenler bu yazıma da göz atabilirler. Bende sizlere, bana ilgi çekici gelen hikayelerden bir tanesini daha paylaşacağım. Şebin Karahisar şehrinde normalden oldukça büyük başlı bir çocuğu gören Evliya Çelebi, bu büyük başlı çocuğun babasıyla bir konuşma gerçekleştirir. Espiri yeteneğinide içine katarak geçen bu konuşmaya Evliya Çelebinin anlatımıyla şimdi bakalım..

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde ki Büyük Başlı Çocuk

Bu şehirde bir berber dükkanı önünde bir küçük çocuk gördüm. Babası yanında durup gelip gidenden o masum için sadaka rica ederdi. Çocuk tahminen sekiz dokuz yaşlarında idi. Tanrı, hikmet ve kudretini göstermek için bu çocuğa öyle bir baş yaratmıştı ki Ad ve Semud¹ kavminden beri böyle bir baş olsa olsa Akkerman’daki Salsal’ın başı olarak yaratılmıştır. Adana kabağı, Van lahanası, iri küp kadar var. Boynu ise kol inceliğinde birşeydir. Bu ince boyun o acayip başı tutamadığından iki çatal çubuğun çatallarına keçeleri sarıp masumun kellesini iki yanına bağlayıp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli olduğundan yere sançmışlar. İşte çocuğun kellesini o çatal ağaçlar zaptediyor. Yoksa o boynunun başı kaldırması imkansızdır. Çocuk, ensesini berber dükkanına dayayıp geleni, geçeni seyrederek gülmekte idi. Bu kelleyi kalpak, başlık gibi şeyler örtemeyeceğinden mutaflarda² dokunmuş bir çuldan at torbasını başına koymuşlar.



Kaşları iki parmak kadar enli olup ördek zülfü gibi büklüm olarak kulaklarına varmış. Kulakları adam kulağı gibi ise de her biri Kürt çarığı kadar var. Gözleri öğü kuşu³, gözü gibi yuvarlak, ala ve gayet büyüktür. Kirpikleri siyahtır, burnu asma gaga gibi olup Mora patlıcanı kadar var. Soluk alıp verdikçe sakağı⁴ olmuş at gibi kanatları⁵ birbirine çarpıyordu. Ağzı o kadar büyük ki azıcık açsa bir karış olur, bir karpuz parçasını bir sokumda güle güle yerdi. 32 dişi var idiyse de ikisi dudağından aşağı, üst çenesinden sarkmış, diğer ikisi alt çenesinden yukarı, dudağından dışarı çıkmıştı. Dudakları kırmızı olup deveye benziyordu. Ağzından daima salya akıyordu. Saçı kıvırcık olup, göğsü bayağı küçük çocuk gövdesi gibiydi. Parmakları incecik nane çöpü gibiydi. Ben bu çocuğu görüp hayrette kaldım.

Babasına:
“Baba bu masumun annesi sağmıdır?” dedim.
“Evet! Hala hayattadır.” dedi.
Ben:
“Hamile karnındaki kardeşini sıkı bağla. Belki müddeti tamam olmadan düşer” dedim.
Dahası:
“Sözünü anladım. Meramın latifedir. Ama annesi, bu masumu doğurduğumdan asla haberim olmadı. Zahmetsizce larkadak doğurdum der” dedi.
Ben:
“Baba, bu ne hikmettir? Bu kelle ve yüz ile insanoğullarında yakın zamanlarda kimse yaratılmamıştır.
Acaba böyle bir evladın senden vücude geldiğine inanıyor musun?” dedim.



Baba:
“Vallahi oğlum! Bir gün bu masumun anasıyla dağa odun kesmeye gittiğimizde, erkekliktir, çoşup ehlim ile dağda güreş ettik.
O beni, ben onu yenerek can sohbet eyledik. Ehlim bir ağaç altında dinleniyordu. Birden korkup bağırarak yanıma sığındı.
Arkasında çam gövdeli, büyük başlı, her uzvu aşırı derecede büyük bir korkunç şey onu kovalıyordu.
Kaça kaça eve geldik. Ehlim hasta ve hamile düştü. Sonra bu masum vücuda geldi. Başı günden güne büyümektedir.
Yaşı ise henüz dokuzdur. Başka ne olduğunu bilmem. Ehlim de bu herifi gördüğünden başka bir şey bilmiyor” dedi.

Ben:
“Baba! İnşallah bu çocuk büyüdükçe kellesi de büyürse seni oğlunla İstanbul’a götürelim.
İleri gelenlere ve büyüklere temaşa ettirelim Günde 2000 kuruşun bini sana, bini bana.” diye şaka ettim.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinde bu ve buna benzer bir çok ilgi çekici olaylar bulunmaktadır. Buna benzer olayları sitemizde yazmaya ve sizlerle de paylaşmaya devam edeceğiz..



¹ Ad ve Semud, tarihleri pek iyi bilinmeyen iki Arap Kavmi.
² “Mutaf”, kıldan çul dokuyan kimse demektir.
³ “Öğü” puhu kuşunun kedi başlı büyük çeşidi.
⁴ Sakağı= Atların öksürme hastalığı.
⁵ Evliya Çelebi, “kanatları” demekle herhalde burun kanatlarını anlatmak istemiştir.

Kaynak: Hazırlayan: Nihal Atsız, Ötüken Yayınları Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler isimli eserden destek alınmıştır.

Bu Yazılarımız Da İlginizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir