BİR ÇAY AĞACI ÖYKÜSÜ

Bir çay ver azizim Kalışları Bitişleri Bekleyişleri Gidişleri Ahirete saklayanlar için… Serdar Tuncer

Ah Çay…
Ülkemize, Topraklarımıza gelmiş olmasına minnet duyduğumuz ve içtiğimiz her yudumda saygıdan önümüzü iliklemeye layık deva bir içecek.
Deva diyorum çünkü;
Kışın üşüdüğümüzde ‘içimiz ısınsın’ diye içtiğimiz,
Yazın kavurucu sıcağında ‘hararetimizi alsın’
Çalışırken ‘dikkati artırsın’
İşler bittiğinde ‘keyif olsun’
Sınav döneminde ‘uykumuzu kaçırsın’ diye içeriz.
Çocukluğumuzda ‘Paşa çayı’
Kahvaltısı ,beş çayı, misafir çayı…vb İçeriz de içeriz. Tüm bunlarla da sınırlı kalmayıp şairlerimize ilham kaynağı olmuş ve şiirlerimizde de en güzel anlatım şekliyle yer bulmuştur kendisine. İşte hal böyleyken gelin hep birlikte hayatımızda bu denli büyük ve önemli yere sahip bu güzel içeceğimizin topraklarımıza gelip nasıl kök saldığının öyküsünü inceleyelim.



İlk olarak Medikal maçlarla kullanılan çay,zaman ilerledikçe su ile bir araya getirilip bir içeceğe dönüştürülmüştür. (M.Ö 10.yy) Hatta rivayet odur ki Çin imparatoru Shen Nung büyük bir sefere çıktığı sıralarda ordusu ile bir yerde mola verirler.Orada kaynayan suya rüzgarın da etkisiyle ‘camellia sinensis’ ağacından uçuşup gelen yapraklar düşüverir.Bu esnada ortaya çıkan ve değişik bir aromaya sahip bu kokuyu farkeden imparator bu suyun tadına bakmak ister ve çok sever.İşte çayın bugün tüm dünyayı cezbeden ortaya çıkış hikayesi böylelikle 5 bin yıl önce başlamış olur.


BENİM ÇAY BARDAĞIM SENİN GÖZLERİN OLUR,
SENİN GÖZLERİN SİZİN ÇAY BARDAKLARINIZDA…
SEZAİ KARAKOÇ

ÇAYIN OSMANLI’YA GELİŞ ÖYKÜSÜ

Hakimiyet kurduğu topraklardan kahveyi getiren ve farklı kültürlere ön ayak olan Osmanlı’nın çay ile yollarının birleşmesi, İstanbul’daki birkaç dükkanın çay ithalatı yapması ile gerçekleşmiştir. Bu içeceğin oldukça güzel bir içecek olduğunun farkına varan Osmanlı , Sultan 2. Abdülhamit döneminde Çin’den getirilen fidanları Bursa’ya ektirmiş lakin ekolojik nedenlerden dolayı bu bölgede çay yetişmemiş.Aslında Türklerin çayla tanışıklığı yapılan araştırmalara göre Orta Asya’ya hatta 12.yy’a kadar dayanıyormuş.Bir Kazan Kırım Türkü ve dil ıslahatçısı olan Abdül’l-Kayyum Nasıri’nin kitabı olan ‘’-Fevakihü’l –Cülesa’’ da çay içen ilk Türkün Hoca Ahmet Yesevi olduğu vurgulanmıştır.

BİZ ÇAYIN YALNIZLIĞA İYİ GELEN TARAFINI DA SEVERİZ.
AVUÇLARKEN İNCE BELLİ BARDAĞI , HÜCRELERE KADAR HİSSETTİREN SICAKLIĞINDA UNUTTUK YALNIZLIĞI.’’ OĞUZ ATAY

Çay konusunda başlarda varlığını çok gösteremeyen Osmanlı Devleti , o sıralarda 1.Dünya savaşını yaşamasıyla oldukça toprak kaybına uğruyor ve yapılan ticari anlaşmaların da getirmiş olduğu ağır yükümlülüklerden ötürü bir kültür haline gelen kahveyi epey pahalıya ithal etmeye başlıyor.Bu konu hakkında acil önlem alınması gerektiğini düşünen Atatürk ; Çay’ın Türkiye topraklarında yetiştirilmesi için çalışmalara başlıyor.Kahvenin pahalı yüzüne karşılık çay artık oldukça ucuza mal ediliyor ve ulaşımı da kolay sağlanıyor.
1900’lü yıllarda Karadeniz’in Rize ilinde çay yetiştiriciliğinin oldukça fazla olduğu ve çayın bu topraklarda yetişmesinin gayet uygun koşullara sahip olduğu anlaşılıyor.
Ardından 1924 yılında devlet tarafından Rize’de çay yetiştirilmesi hususunda bir yasa çıkarılıyor ve bugün dünyada en yüklü miktarda çay üretimi yapan ilk 6 ülke arasında ki yerimizi alıyoruz.
Günümüzde şöyle bir dikkatlice etrafımıza baktığımızda sınıf ayrımı yapmaksızın Çay’ın tüm sofralarda bulunduğunu görebiliyoruz.
Ve var gücüyle insanları kaynaştıran , birbirine kenetleyen , deminin rengiyle muhabbetleri koyulaştıran çay ; aşıkları söyleten , memleket memleket gezdiripte kendisini yabancılatmayan çay… iyi ki içiyoruz seni.

Yasemin CAN

okumayı seven birisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir